17 Kasım 2017 Cuma


Ömercik

Bugün, Ömer’in kızarmış, mutsuz gözlerinde gördüm, çocuk beni. Ömer, taşınan arkadaşına el sallıyordu uzaktan, gecelerce ağlamış yaşlı gözlerle. Çocuk ben ise gidiyordum başka bir şehre ve gözler kan çanağı… Ömer’e arkadaşını sordum. Yanıtsız, burnunu çekti, gözlerini devirdi. Teselli niyetine “ internet sizi nasıl olsa buluşturur. Bizim zamanımızdaki gibi değil ya” dedim. Ben de fazla mı büyüdüm ne? Ne çabuk unuttum çocuk beni. Doğup büyüdüğüm şehri terk ederken akıttığım gözyaşları çoktan kurudu tabi…

11 yaşındaydım. Zonguldak’tan Gebze’ye uzanan bir yolun yolcusu, altı kardeşin beşincisi ve en huysuzu… Çok susmuş çok ağlamıştım. Sevmeyecektim işte başka şehir ve istemeyecektim de başka arkadaş. Arkadaşlarım, hele kuzenim Semra, arkada kalmıştı, çocukluğumda… Bir daha nasıl görüşürüz derken mektup arkadaşım olmuştu. İnternetle tanışana kadar sürecekti mektup arkadaşlığımız. Delilikti bizimkisi. Metrelerce uzayan mektuplar… Evet evet, metrelerce. Balkondan sarkıtıp da okuduklarım çok oldu. Özlem dolu yıllarıma şahit o mektuplar ve balkonlar. Bir de müptelası olduğum Müslüm Gürses…

Daha 11 yaşında, arabeske başlamıştım bile. Bir tane dinlemeden uyuyamaz olmuştum. O yıllar tek kötü alışkanlığım buydu. Aslında Müslüm, ağabeylerimin tercihiydi. Ama bana da iyi gelmişti. Ya da engel olmuştu bunalımdan çıkmama. Mazoşist benle o zaman tanışmış olacağım. Yakamı hala bırakmaz… Her şarkı başka bir hikaye. Yazma hevesim ve hatta başka hayatlara dokunuşum kalemimle o yıllara rastlar. Bugün ise beni taşıyan geçmişe Ömercik oldu. Ömercik, can arkadaşım Nela’nın biricik oğlu…