9 Kasım 2017 Perşembe

ATATÜRK’E DAİR


Atatürk’ e bakınca siz ne görürsünüz bilmem ama ben önce kendimi görürüm… 

10 Kasım 1981 yılı sabahı, evde bir telaş bir koşturmaca. Evin en büyük oğlu anma töreninde Atatürk şiirini okuyacak. Bir an evvel okulun önünde maaile hazır bulunmalı. Evin balkonu okula bakıyor. Öğrenciler, öğretmenler ve veliler muntazam bir dizin oluşturmuşlar. Babamın gözü saatte, annemin iki ayağı bir pabuçta…  

Çok isteseler de o yılki anma törenine kimse gidemiyor. Zonguldak’ın kendine has dik merdivenlerinin başında yakalıyor annemi doğum sancısı, gününden önce. Apar topar çıkılan eve geri dönülüyor. Teyzeme haber salınıyor ki çok doğum görmüşlüğü vardır. Ebe tayin ediliyor. 

Bebeğini bekleyen her baba gibi dokuz doğuruyor babam; volta üstüne volta. Babamın adımlarını sona erdirip rahat bir nefes almasını sağlayan iki ses duyuluyor aynı anda: Atatürk için çalınan sirenler ve bir an evvel doğmak isteyen benim ilk avazım. Saatler dokuzu beş geçiyor…

Ben bu hikayeyi, bu yaşıma kadar her 10 Kasım’da babamdan dinliyorum. Kendimi bildim bileli Atatürk’ün her yerden bana baktığını sanıyorum. Mavi bakışları delip geçiyor zihnimi. Hatalarımda göz gözeyiz. Cehaletimi alıyor bakışları… 

Hiç tanımadığı birini özler mi insan? Ben özlüyorum. Biliyorum ki bir bağ var aramızda. Mesafelerin, yılların ve hatta mekanın önemi kalmadı, kalmıyor. Çünkü Atam, ben sana ilişiğim ve sana ilişkin…