29 Haziran 2017 Perşembe


O kadın



Hırçın saçlarımı usulca okşuyor annem. Kokluyor da hatta… Beni hep dikenler arasında kalmış bir yaban gülü olarak görüyor gözleri. Belki her annenin çocuğunu gördüğü gibi. Ama ben yaban gülü diye tanımlıyorum bunu. Hayatın dikenli yollarında bir yaban gülü. Koparması zor, zahmetli…

Annem gizlice seviyor saçlarımı. Arada beyazlarım gözüne ilişmiş olacak, hayıflanıyor sessizce, uyuduğumu düşünerek. Uyumuyor, dokunuşlarının yarattığı titreşimleri dinliyorum, hücrelerimden gelen.

Nedendir bilinmez gizlice seviyoruz birbirimizi. Ne doğum günü oluyor onu sevdiğimi söylediğim gün ne de anneler günü. Ona yaban gülleri sunuyorum dikenler arasından. Başarı basamaklarım oluyor yaban güllerim. Gururla alırken güllerini, öpmek için geceyi bekliyor.

Yorganımı başıma çekiyorum, gelecek diye. Uyurgezerliğim nüksetse ya da öksürsem sessizce, koşup geliyor. Bir şeyler konuşulurken hep bizleri geriden takip ediyor. Sanki arkamızı topluyor ve kolluyor. Bazen patlamaya hazır bir yanar dağ oluveriyor. Sessizlikte kaplanlaşıyor. Bu ormanlar benim diyor evin aslanına.

Öyle saf ve öylesine masum ki… Telaffuzu zor kelimeler seçiyoruz bazen, söyleyemediği. Güleceğimizi bile bile diretiyor söylemeye. Tontonum benim… Tonton dedikçe, aynada gıdısını süzüyor ve dudak sarkıtıyor. Kadın işte, doğasında iltifat duymak var. Gururunu okşayacak sözler söylüyoruz: Hatun diyoruz, bugün yine çok hoşsun…

Annem bir gün değil her gün gündemimize oturuyor. Yılmaz Erdoğan’ın babaanne tiplemesinden farkı kalmıyor kimi kez. Onu bizsizlikte ve sessiz bırakmış olacağız ki televizyonda yaşıyor….

Sabahları Seda Sayan oluyor, herkesin bacısı, dertlere derman kimi kez gözü yaşlı… Öğleden sonra Yeşil Çam’ın, sadece şefkat dolu ana rolüne bürünmüş Aliye Rona’sı… Ölen oğlunun ardından diğerini kaybetmek istemiyor. Gitme oğul diyor ve alıyor elinden bıçağı. Cüneyt Arkın’ı kim tutabilir. Mağrur mavi gözler son kez anasının gözlerine değiyor. Bir hışımla çekip giderken, önce sol omzu çıkıyor kapıdan. Gidiyor ve bir daha geri dönmüyor…

Annemden boncuk boncuk yaşlar dökülüyor. Çocuklar için şekerle dolu olan yeleğinin cebinden, bu kez hali hazırda bir mendil çıkıyor. Sonrası malum, hıçkırıkla karışık bir sesle Aliye Rona ile konuşuyor “Pıçağı almasıydın, ölmeziydi”… Bıyık altından gülerken kırılmasın diye kahkahamızı bastırıyoruz. Film, yerini hüzünlü bir müziğe bırakırken annem üzerine ağıt döşüyor. Ağıtla karışık, bize söylemek istediği öğütleri de bir bir sıralıyor. Tontonum benim, tonton meleğim…

Gece kalkıyor sessizce yatağına yanaşıyorum. Kulağına usulca fısıldıyorum sevgimi. Sevgim koca bir haykırış oluyor. Biliyorum, o da uyumuyor…