2 Haziran 2017 Cuma


DÜNYAM    



            Serzenişlerim mi birikiyor ne? Okuyamaz, yazamaz oluyorum. Sanki dünyam tekrar diyor tekrar. Olmadı. Yeni bir düzenek istiyor çarklarım.... O düzene uyacak bir de ben istiyor dünyam. Okuduğum kitaplar, izlediğim filmler, romeolar, julietler çıkıp gidiyor zihnimden. Çorak bir arazi kalıyor geriye. Ekip sulama sırası bende; ama neyle?

            Çıkıp gidin diyesim var dünyamdam. Zor yaşanan, darlandıran herkese diyesim var gidin başımdan. Ne soru duymak istiyorum ne de sorun. Alın her şeyinizi ve gidin buradan. Çok diretirseniz kırıcı, yıkıcı olurum diye korkarım. Korkarım kendimden ve gücümden. Çünkü kalbim acımaz benim, göz yaşım içime akar, hiç ama hiç yakmaz tuzu denizlerimin.

            Şimdi her şeyi tek tek seçeceğim yanıma. Kim karışabilir, kim karşı koyabilir bana... Umudu olan insanlar istiyorum, umutları yanında gerçeklikten kopmayan insanlar. Hatalarını görsünler ve bilsinler özür dilemesini. Özlemesini bilsinler ve bitsin özlemleri dost omuzlara.

            Korkularını alan geliyor kapıma. Büyü bozucumu yitireli çok oldu; ama kimseye gelme diyemiyorum. Yenik kalpler, yitik aşklar, aşıklar sığınıyor duvarlarıma. Eşiklerime kadar doluyum. Ne sesimi iletebiliyorum onlara, teselliden öte cesaret dolu ne de dokunuşlarımı irkiltici.

            Kadını ayrı erkeği ayrı dert dünyamın. Nasıl da girdiler içeri. Kapı mıydı açık kalan ardına kadar yoksa bir maymuncuk yetti mi kilit kırmalarına? İstediğin kadar söylen şimdi kendi kendine. Yarın görürüm beni yine kendinden habersiz dert arar dert üstüne. Balıkları tekrar suya atmak sana kaldı sanki. Baktın yaşam belirtisi yok, vurmuş karaya... Elleme artık bırak. Bir sen misin gören,  duyan? Kimi kimsesi yok mu bu insan taklidi yapan yaratıkların?

            Kaşlarımı çatmış bir şeylerin üstesinden gelmeye çalışıyorum yine. Hava sıcak. Ruhum yapış yapış. Akdeniz'de yanan ayaklarımı nerelere sürmeli? Nereye götürse beni boş. Dön dolaş aslımdır, rücu ettiğim yollar. Ne kadar söylensem faydasız kendime. Onlar gelmese, ben gidiyor ve hatta atlıyorum karanlık denizlerine. Ne ben sorar oluyorum kendime ne de onlar “yüzme biliyor musun?” diye.

            Raflar arasında geziniyorum. Tanıdık bir yüz, bir ses arıyorum. Yok  yok işte. Kitaplar arasında kapıyorum kapılarımı. Kendine dost diyor, elinde aynayla dolaşanlar. Ardımsıra saçlarımı bırakıyorum. Gidin gelmeyin desem de izimi sürsünler istiyorum içten içe. Aynasını alan geliyor. Beni anlat, beni dinle, dinlendir diyor beni hepsi. Oysa dokunabilseler aynalarındaki yüze. Saklanmasalar kendilerinden. Sırrın arkasında bıraksalar yalanları...

            Kafatasım pazar yerinden farksız. Satışı zirve yapsın diye, bitmiyor avazları. Kulaklarımı tıkayıp uzasam. Nehir olsam mesela? Pazar tezgahlarının kıyılarına sırtı dönük kurulduğu... Bağırış çağırış arasında usulca aksam. Kazara birinin ayağı kayıpta içime düşmeden, imdat çığlıkları duyulmadan farkında olunmasam? Ne çıkar yani?

            Başka hayatlar büyütmek için çok erken, biliyorum. Bir çiçek olsun yeşermez oldu bahçemde. Hayat suyumu hep başkaları içti. Güneşe döndüm. Gün yaktı kavurdu dallarımı. Oksijensiz kaldım. Daha ne alacaklarsa... Gidin, geri dönmeyin. Kendimle kalsam. Bıraksanız beni. Bir sanş daha versem kuruyan çiçeklere. Güzel kokular yaysalar. Yok, hayır. Başka canlar, canı yananlar yaklaşıyor yine. Kusma nöbetleri geçiriyorum. Kendime açlığım ses veriyor derinden, içim kazınıyor. Kendime kalmak istiyorum... neden?